|
|
EY
ABDULLAH:
Ey ABDULLAH!.. Zevke ve acıya sebep olan duyuların ve
de nesnelerle irtibatının bir başlangıcı ve birde sonu vardır; bunlar geçicidir.
Fakat bunlardan etkilenmeyen, yani zevk ve acı onun için aynı olan irade sahibi kişi,
Beka’yı kazanmaya ehil olandır. Gerçek olmayanın varlığı yoktur; Gerçek olanın
varlığının olmaması diye bir şey imkansızdır; bu ikisiyle ilgili gerçek,
Gerçeği bilenlerce görülerek bilinir. Her şeyin O’ndan ortaya çıktığını ve
O'nun yok edilemez olduğunu bil ve anla. Ebedi olan, yok edilemez. ‘’O’’ olan
yani ölçülemez olan senin Öz ben'indir. Bedeninin ise bir sonu vardır, bu
yüzden mücahede ile anlamaya, görmeye çalış. Beden öldükten sonra ‘’O’’
katiyyen yok olmaz. Doğmamış, ebedi, değişmez ve kadim olarak ‘’O’’, beden
öldüğünde katiyen öldürülemez. O’nun yok edilemez, ebedi, doğmamış ve
tüketilemez olduğunu bilen biri, Öz benini yani kendini bilen biridir. Tıpkı bir
kişinin eski elbiselerini bir kenara atması gibi. Öz ben daima eski bedenlerini bir
kenara atar. O ebedidir, O her şeyi kaplayandır, sabittir, kadimdir ve
hareketsizdir. Öz ben'in tezahür etmemiş ve düşünülemez olan
ve'de değişmez olan olduğunu öğren. Bu yüzden, bunun böyle olduğunu artık
duyduğuna göre, üzülmemelisin. Ama O'nun sürekli olarak doğduğunu ve
öldüğünü düşünüyorsan bile yinede üzülme. Doğum için ölüm kesindir ve
ölüm içinde doğum kesindir; bu yüzden, bu kaçınılmaz olan için sakın
üzülme. Varlıklar kendi başlangıçlarında görünmez olanlardır, orta safhada
görünürler ve sonunda yine görünmez olurlar. Ey Abdullah! Kişi görebildiğinde
kendi Öz beni’ni bir harika olarak görür; Erenler dahi ‘O'ndan
harika diye bahseder; beşer O'nun harika olduğunu işitir; Yine de bunu
duymakla birçoğu ’O'nu anlamaz sadece anladığını zanneder. Bu anlatılanlar
ise herkesin bedenine nüfus etmiş olan hiç bir zaman yok
edilemez olanı imgeleyebilmektir. Bu yüzden hiç bir varlık için katiyen
üzülmemelisin. Ayrıca, görevini göz önüne alırsan, tereddüt etmemelisin,
çünkü Öz ben için doğruluk adına yapılan bir mücahededen daha üstün hiç
bir şey yoktur. Ey Abdullah, Cennetin kapılarını açmak için gelen böyle bir
ortamda mücahede için çağrılan tüm insanlar talihli ve
şanslıdır’lar. Ama eğer bu doğruluk adına yapılan mücahede’de
savaşmazsan, o zaman görevini ve aslını bırakarak günah işlemiş olursun. İnsan
Öz beni ile Evrenin en onurlu varlığıdır şayet mücahede etmezsen Evrenin tüm
akıllı varlıkları,onursuzluğunu anlatıp duracaklardır ve onurlandırılmış
biri için onursuzluk ölümden beterdir. Senin bencilliğin için bu mücahededen
kaçtığını, çekildiğini düşüneceklerdir. Bunu bilen Melek ve Cin’ler
tarafından hafife alınacaksın, bundan daha acı verici ne olabilir!.
Halbuki mücahedeye katılırsan, cennete gideceksin; zafer kazanırsan, Ebediyetin
zevkini çıkaracaksın; bu yüzden Ey Abdullah! Egon ile mücahedeye karar vererek
kalk!.. Zevk ve acının, kazanç ve kaybın, zafer ve yenilginin eş değerli olduğunu
bilerek, savaşı kendin adına yap; böylelikle günah işlememiş olursun. Her neyse,
şimdi sen biz’den, varlıklardaki fiilin zincirlerini kırabilmeni sağlayacak
olan meditasyon mucizesini dinle. Ey Abdullah!.. Meditasyon ve Salat’ta,
ne çabaların kaybı vardır, ne’de bir zararı vardır. Bu çalışmanın en azı
bile, kişiyi büyük korkulardan korur. Ey Abdullah, burada bir tek-noktaya
odaklı’lık ve kararlılık vardır. Dallı budaklı ve başlangıcı ve
sonu olan düşünceler, egosantrik’le mücahede’den kaçanlarındır. Ey
Abdullah, akıllı olmayanlar kendilerine ait olmayan bilgilerini övmeyi zevk
sayarak, birde Ayetlerden misaller getirerek süslü sözler söylerler, yazık ki
"Başka bir şey yok!" zannederler, halbuki Makro kozmos akıl ile değil, irade
ve şuur ile idare edilir. İrade ve şuur yaratır akıllılarda tatbik eder, beşer,
melek ve cin’ler gibi. Oysa övgüye layık olan Yaratandır sen iradeni görmeye
çalış (Öz beni’ni). Yaratan seni bu akıllı varlıklardan daha onurlu kıldığı
için sana irade ve Saf şuur kapısını açık bıraktı. Sende aşk ile dolu olarak,
aklın hedeflerini irade ve şuur haline, yani cennet’e dönüştürerek, Meditasyon ve
Salat’a yönel. Akılları bu tip bir öğretiye menfi olarak çelinmiş, arzu ve
isteklerine bağımlı olan kişiler ise, Meditasyona ve Salat’a yönelseler de, bu
mükemmel ve kesin gerçek, onlarda katiyen tezahür etmez. Ey Abdullah! Zıt
kutuplardan kendini kurtar ve açgözlü ve istifçi düşüncelerden kurtularak her zaman
kendi değerinde kal ve Öz ben'ine odaklanmaya çalış. Öz ben'i bilen biri için, tüm
yaratılmışlar bir bengisu kaynağının yanı başındaki bir haznede duran su
gibidir. Görevin sadece çalışmaktır ama asla meyveleri için değil; ne fiilin
meyvelerinin seni çalışman için motive etmesine izin ver, ne de bağımlılığının
seni fiilsizliğe itmesine izin ver. Ey Abdullah sürekli olarak Meditasyon ve
Salat’ta bulunarak, bağımlılığı terk ederek, başarı ve başarısızlıkta
dengede durarak fiilde bulun. Çünkü akıldaki dengeliliğe Meditasyon veya Salat denir.
Ey Abdullah! (aklın dengeliliğine) yani Meditasyon ve Salat’a sığın, Fakat dikkat
et motivasyonları meyveler olanlar zavallıdırlar, cahildir’ler. Akıllı ve
mantıklı kişi bu yaşamda iyi ve kötü hareketlerinin ikisinden de sıyrılır; bu
yüzden kendini bu Meditasyona ada; Meditasyon yani (Salat) fiildeki ustalıktır.
Mantıklı olan, bilgiye sahip olarak, fiillerinin meyvelerinden vazgeçerek, doğum ve
ölüm prangasından kurtularak tüm kötülüklerin ötesindeki muhteşem yere gider.
Çünkü zihnin yanılgı batağından kurtulduğunda, şimdiye dek söylenmiş olan ve
söylenecek olan her şeye karşı, bu noktada kayıtsız kalır. Duymuş olduklarıyla
karışmış olan zihnin hareketsiz kalıp, Öz ben'de sabit kaldığı zaman İçsel-
Farkındalığa ulaşmış olursun.
Ey Abdullah, kişi aklın tüm arzularını tamamen bir kenara attığında yani tatmini
Öz ben yoluyla Öz ben'de bulduğunda, O kişinin kendini bilen ve ona sürekli sahip
çıkanlardan biri olduğunu anla. Zorluklarla dalgalanmayan bir akla sahip olan,
zevklerin peşinden koşmayan ve bağımlılıktan, korkudan ve öfkeden kurtulmuş
kişiye, şaşmaz değişmez bilgiye sahip olana ancak hikmet sahibi biri denilebilir.
Bağımlı olmadan her yerde olan, iyi ve kötü bir şeyle karşılaştığında ne
sevinen ne de nefret eden kişinin kendini bilişi sabittir. Bir kaplumbağanın
bacaklarını içeri çekmesi gibi duyularını duyu nesnelerinden geri çeken kişinin
bilgisi sağlamdır. Duyu nesneleri, geride özlemi bırakarak bu perhizkar kişiyi
zamanla bırakır giderler; ama bu özlem’de, Yüce olanı yani ‘’O’’nu
görünce geçer gider. Ey Abdullah! Kişi tüm çalkantılı duygular ne varsa
hepsini dizginleyerek sabit oturmalı ve dikkatini Meditasyon ve Salat’a vermelidir;
Anla ki; duyuları kontrol altında olanların kendini bilişi sabittir. Kişi varlıklar
ve nesneleri düşündüğünde, bunlara karşı bir bağımlılık ortaya çıkar.
Bağımlılıktan ise arzu doğar. arzudan ise öfke doğar. Öfkeden yanılgı gelir,
yanılgıdan aklın yitimi. Aklın yitiminden ayrım kabiliyetinin çöküşü gelir.
Ayrım kabiliyetinin yok oluşuyla kişi mahvolur gider. Ama duyularını ve arzularını
dizginleyip, bağımlılıktan ve reddetmekten kurtularak nesneler arasında dolaşan
fakat kendine hakim olan kişi huzura erişmiş kendini bilen kişidir. Bu huzurda
tüm acılar yok edilir, sakin bir akla sahip kişinin zihni ise kısa zamanda saflaşır.
Düzenli ve ciddi olmayanın Öz ben bilgisi olamaz ve düzenli ve ciddi olmayanın
Meditasyon yapması ve Salat’ıda mümkün değildir. Meditatif bir kişiliğe sahip
olmayan biri huzurlu ve huzurda olamaz, ve huzuru olmayan kişi nasıl mutlu olabilir?
Dolanıp duran duyuların uyanmasını takip eden akıl yeteneği rüzgarın su
üstündeki dalga’yı alıp, tutup götürmesi gibi yitip gitmelidir. Bu yüzden
Ey Abdullah! Duyularını duyu nesnelerinden tamamen geri çekebilenlerin kendini bilişi
şaşmaz ve değişmezdir. Tüm varlıklar için gece olanda, kendini kontrol edebilen
uyanıktır, tüm varlıkların uyanık olduğu ise, Öz beni’ni gören, bilen
için gecedir. Bir çok dünyevi arzularla dolu olan kişi ise asla huzura ulaşamaz.
Tüm arzularını terk ederek, özlem duymadan, "benim" duygusu (sahiplenme
duygusu) olmadan ve Egoizm’den yoksun olarak hareket eden kişi ancak huzura erer. Ey
Abdullah! Bu Rabbi'nin sana hazırladığı (ebedi durum) koltuğudur. Buna
ulaştığında, hiç kimse kesinlikle yanılmaz. Yaşamının sonunda olsa bile kişi,
burada yani Meditasyon, ve Salat’ta bulunabilirse, daha dünyada iken ebedi huzura
kavuşur.
Ey Abdullah! Günahsız ve arınmış olan Meditasyon ve Salat yolu,
vede bilgi'lerin fiil yolu. Sadece fiilde bulunmamayla kişi fiilsizliğe erişmez,
aynı şekilde sadece terkle kişi mükemmeliyete ulaşmaz. Doğrusu, hiç kimse bir an
için bile olsa fiilde bulunmadan duramaz; Doğa'dan doğan değerlerden dolayı herkes
çaresiz fiilde bulunmaktadır. Ey Abdullah! Aklıyla duyuları kontrol ederken, kendisini
bağımlı olmadan fiil organlarıyla Meditasyon (Salat) ile meşgul eden kişi her şeyi
aşar. Yapman gereken görevi yap, çünkü fiil fiilsizliğe yeğdir ve hatta sadece
bedenin idamesi için bile fiilsiz kalman mümkün değildir Dünya fiillerle bağlıdır.
Ey Abdullah! Ama sadece Öz ben'deyken memnun olan, Öz ben'le tatmin olan, sadece
Öz ben'de mutlu olan kişinin, doğrusu yapacağı bir şey yoktur. O kişinin
yapılmış olan ya da yapılmamış olan herhangi bir şeyde çıkarı yoktur ve hiç bir
şey için hiç bir varlığa bağlı olmaz. O bu yüzden, bağımlı olmadan, her zaman
yapılması gereken fiilde bulunur. Çünkü bağımlı olmadan fiilde bulunmakla yani
Meditasyon ve Salat ile kişi Yüce Olan'a ulaşır. Meditasyon ve Salat,
mükemmeliyete, fiil yoluyla ulaşabilir; hatta insanlığın korunması açısından da
fiilde bulunmalısın. Akıllı ve mantıklı bir kişi ne yaparsa, diğerleri de onu
yapar; o kişi neyi standart olarak belirlerse, tüm dünya o standardı takip eder. Ey
Abdullah! Üç Alemde’de bizim tarafımızdan ne yapılması gereken bir şey var,
ne de başarılması gereken başarılmamış bir şey var; yine de biz fiilde
bulunuyoruz. Cahil kişi nasıl fiile bağımlı olarak hareket ederse, gören bilen’de
bağımlı olmadan, dünyanın refahını isteyerek hareket etmelidir!.. Bilen kişilerin
hiç biri, fiile bağımlı olan cahillerin akıllarını tedirgin etmesin; bilen kişi
onları fiile teşvik ederken, kendisi bu fiilleri isteyerek yapar. Tüm fiiller her
durumda sadece Doğa'nın değerlerinden ortaya çıkarlar. Aklı egoizminden dolayı
yanılgı içinde olan kişi ise "Yapan benim." diye düşünür. Ama Ey
Abdullah! Değerler ve değerlerin işleyişi hakkındaki farklarla ilgili gerçeği bilen
kişi, duyular olarak varlıkların, duyu nesneleri olarak varlıklar arasında hareket
ettiğini bilerek bunlara bağlanmaz. Doğa'nın değerlerinden dolayı yanılgı içinde
olanlar değerlerin işleyişlerine bağımlıdır. Mükemmel bilgiye sahip olanlar ise bu
bilgiye sahip olmayan cahilleri rahatsız etmemelidir. Tüm fiilleri kendin için terk
ederek, aklın Öz ben'e odaklanmış, umuttan ve egoizmden, ve (mental) ateşten
kurtulmuş olarak mücahedeye devam etmelisin. Düzenli olarak Aşk ile ve bahaneler
aramadan bunu uygulayan kişiler de zamanla fiilden özgürleşirler. Meditasyon ve
Salat’ı uygulamayanların, bilgide yanılgı içinde olup ayrım güçleri olmayarak
yıkıma mahkum edildiklerini bil. Bilen kişi bile kendi doğasına uygun bir şekilde
hareket etmektedir; varlıklar doğayı takip ederler; bu duruma, baskı altında tutma ve
olanı (dizginleme) ne yapabilir ki? Duyu nesnelerine olan bağımlılık ve nefret,
duyularda bulunur; sakın bunlardan birinin etkisi altına girme, çünkü bunlar mutlak
düşmanlarınızdır. Dünyevi kabuk değerinden doğan, tamamen günahkar ve tamamen yok
edici olan arzu, sadece öfke ve nefrete sevk eder; bunu (bu dünyadaki) düşmanların
olarak bil. Nasıl ki ateş dumanla, cam tozla, bir embriyo zarla kaplıysa, bu da bununla
(bu evren de bu düşmanlarla) kaplıdır. Arzunun yuvalandığı yerin duyular,
akıl ve zihin olduğunu anla; (arzu) bunlar yoluyla bilgiyi örterek bedenli (kabuklu)
olanı yanıltır. Ey Abdullah! En iyisi, bu yüzden önce duyularını kontrol et,
bilginin ve farkındalığın yok edicisi olan arzuyu öldür. Duyuların bedenden daha
üstün olduğu hep söylenir. Akıl duyulardan, zihin akıldan üstündür ve zihinden
üstün olan da ’’O – kendi Öz ben'indir. Böylece, O'nun zihinden üstün
olduğunu bilerek ve kendini, kendi Öz ben'inle dizginleyerek, savaşılması zor, olan
arzu adındaki düşmanını mahvet. Ey Abdullah!... Et, kemik beden, eterik bedenin,
eterik beden, mental bedenin, mental beden’de Öz Ben’in kabuğudur. Dünyadaki arzu
ve nefretlerin, her üç bedeni birden yoğunlaştırıp kalınlaştırır ve Öz
Ben’e ulaşmana engel olur. Kabuk değerlerin anla ki; arzu, istek, ve nefretlerdir.
Bunları sana, Öz benin tarafından dostum olduğun için anlatıyorum, işte bu dostluk
aslında en yüce sırdır, Tüm Alemlerde bundan büyük sır yoktur. Ey Abdullah!
Sözümüzü tutarsan bir daha eskisi gibi yanılmayacaksın ve bu vasıtayla tüm
varlıkları kendi Öz beninde ve aynı zamanda Bizde'de göreceksin!. Tüm
günahkarların en günahkarı olsan bile, yine de doğrusu bu bilgi yığını ve
iraden’le tüm günahları geçip gideceksin. Ey Abdullah! Parlayan ateşin yakıtı
kül haline dönüştürmesi gibi, bilgi ateşi de tüm fiilleri küle dönüştürür.
Doğrusu, bu dünyada bilgi gibi bir başka saflaştırıcı yoktur. Meditasyon ve
Salat’ta mükemmeliyete ulaşan kişi, bu bilgiyi zamanla kendi Öz ben'inde
bulur. İman’la dolu olan, buna adanmış ve tüm duyuları itaat altına alınmış
olan kişi bu bilgiye ulaşır ve buna ulaştıktan sonra, an içinde daima yüce huzura
erer. Cahil olup ve şüphe içinde olduğu halde inandığını söyleyen kişi
yıkıma doğru yol alır. Şüpheci kişi için ne bu dünya, ne öte alem, ne de
mutluluk vardır, hiç gelmemiş gibidir. Meditasyon ve Salat yoluyla fiil’de
bulunup, şüphelerini bilgi ile parçalara ayırmış ve kendi üzerinde hakimiyet
sağlamış kişinin yaptığı fiiller onu bağlamaz. Ey Abdullah! Bu yüzden, şu an
kalbinde taşıdığın cehaletten doğan şüphelerini bilgi kılıcıyla parçala,
Meditasyon ve Salat’a sığın; ayağa kalk ve ego’nu terk et. Terk ve Fiil
meditasyonunun ikisi de kişiyi en üstün mutluluğa yönlendirir, ama ikisinin içinde,
Fiil meditasyonu fiilin terkinden daha üstündür. Nefret etmeyen ve arzu duymayan kişi,
ebedi mutlu ve zevkte olan olarak bilinmelidir. Çünkü zıt kutuplardan özgürleşerek,
kolaylıkla kendini bağlayan zincirlerden kurtulmuştur. Bilginin ve fiilde bulunmanın
bir olduğunu gören, gerçekten görüyordur. Ama, bil ki; Öz Ben’e ulaşmadan
terki başarmak zordur. Hikmet sahipleri öğrenme ve alçak gönüllülüğe sahip bir
kimseye, bir ineğe, bir kuşa ve hatta bir köpeğe veya bir kast dışı olana aynı
gözle bakarlar. Burada (bu dünyada) bile, akılları ayniyette bulunanlarca (her şeye
aynı gözle bakanlarca) doğumun, ölümün ve (her şeyin) üstesinden gelinmiştir.
Allah.cc lekesizdir ve eşittir. Bu yüzden onlar daima Öz Ben’de bulunurlar. Sabit bir
zihinle, yanılgısız olarak Allah.cc’ta bulunup, kendini bilen (kişi), ne hoşa giden
şeylere sahip olduğunda neşelenir, ne de hoşa gitmeyen şeyleri elde ettiğinde
kederlenir. Dışsal irtibatlara bağlı olmayan benlikle kişi, mutluluğu Öz ben de
bulur. Kişi daima Öz Ben’e yapılan meditasyonla meşgul olarak tüm alemlerde sonsuz
mutluluğa kavuşur. Dışsal harici irtibatlardan doğan zevkler sadece acı üretirler,
çünkü hepsinin bir başlangıcı ve bir sonu vardır, Ey Abdullah! Bu yüzden kendini
bilenler bunlarla neşelenmez. Hala bu dünyadayken bile arzu ve öfkeden doğan
dürtülere karşı koyabilen kişi mutlu bir kişidir. Her zaman kendi içinde mutlu
olan, neşelenen ve aydınlanan böyle biri muhakkak özgürlüğe yani Öz Ben’e
ulaşır, ve ahlakı, Allah.cc’ın ahlakı haline gelir. Günahları yok edilmiş,
dualiteleri zıt kutupların deneyiminin ya’da dualitesinin algılanmasını bir
kenara bırakmış, kendine hakim ve tüm varlıkların iyiliğini isteyen hikmet
sahipleri, mutlak özgürlüğe yani Allah.cc’a kavuşurlar. Mutlak özgürlük
arzu ve öfkeden kurtulmuş, düşüncelerini kontrol etmiş ve Öz ben'in
farkındalığına sahip kendine hakim, beşeriyet’ten kurtulan ve İnsan olabilen için
her yanda var olur. Tüm dış irtibatları kapatan ve bakışlarını iki kaşın
arasında sabitleyen, burun delikleri arasında hareket eden alınan ve verilen nefesi
eşitleyen, Allah.cc adı ile aklını ve zihnini her zaman kontrol altında tutan, arzu,
korku ve öfkeden kurtulmuş hikmet sahipleri doğrusu sonsuza dek özgürleşir ve huzura
ererler, Huzur’a ermek bilmelisin’ki, bilgi meyvesini yiyerek evinden ayrılan
Adem’in, Abdullah adını alıp, bildiklerini terkederek evine dönmesidir.
İNSHU |