Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

mainimg.jpg (50820 bytes)

 

Ademin belirişi

E-MAIL

copyright BY soztas

Hüseyin dede   EY ABDULLAH:

  Ey ABDULLAH!.. Zevke ve acıya sebep olan duyuların ve de nesnelerle irtibatının bir başlangıcı ve birde sonu vardır; bunlar geçicidir. Fakat bunlardan etkilenmeyen, yani zevk ve acı onun için aynı olan irade sahibi kişi, Beka’yı kazanmaya ehil olandır. Gerçek olmayanın varlığı yoktur; Gerçek olanın varlığının olmaması diye bir şey imkansızdır; bu ikisiyle ilgili gerçek, Gerçeği bilenlerce görülerek bilinir. Her şeyin O’ndan ortaya çıktığını ve O'nun yok edilemez olduğunu bil ve anla. Ebedi olan, yok edilemez. ‘’O’’ olan yani ölçülemez olan senin Öz ben'indir.  Bedeninin ise bir sonu vardır, bu yüzden mücahede ile anlamaya, görmeye çalış. Beden öldükten sonra ‘’O’’ katiyyen yok olmaz. Doğmamış, ebedi, değişmez ve kadim olarak ‘’O’’, beden öldüğünde katiyen öldürülemez. O’nun yok edilemez, ebedi, doğmamış ve tüketilemez olduğunu bilen biri, Öz benini yani kendini bilen biridir. Tıpkı bir kişinin eski elbiselerini bir kenara atması gibi. Öz ben daima eski bedenlerini bir kenara atar. O ebedidir, O her şeyi kaplayandır, sabittir, kadimdir ve hareketsizdir. Öz ben'in tezahür etmemiş ve düşünülemez olan ve'de değişmez olan olduğunu öğren. Bu yüzden, bunun böyle olduğunu artık duyduğuna göre, üzülmemelisin. Ama O'nun  sürekli olarak doğduğunu ve öldüğünü düşünüyorsan bile  yinede üzülme. Doğum için ölüm kesindir ve ölüm içinde doğum kesindir;  bu yüzden, bu kaçınılmaz olan için sakın üzülme. Varlıklar kendi başlangıçlarında görünmez olanlardır, orta safhada görünürler ve sonunda yine görünmez olurlar. Ey Abdullah! Kişi görebildiğinde kendi Öz beni’ni bir harika olarak görür;  Erenler dahi  ‘O'ndan harika diye bahseder; beşer O'nun harika olduğunu işitir; Yine de bunu duymakla birçoğu ’O'nu anlamaz sadece anladığını zanneder. Bu anlatılanlar ise  herkesin  bedenine  nüfus  etmiş olan hiç bir zaman  yok edilemez olanı imgeleyebilmektir. Bu yüzden hiç bir varlık için katiyen üzülmemelisin. Ayrıca, görevini göz önüne alırsan, tereddüt etmemelisin, çünkü Öz ben  için doğruluk adına yapılan bir mücahededen daha üstün hiç bir şey yoktur.  Ey Abdullah, Cennetin kapılarını açmak için gelen böyle bir ortamda  mücahede için çağrılan  tüm insanlar  talihli ve şanslıdır’lar. Ama eğer bu doğruluk adına yapılan mücahede’de savaşmazsan, o zaman görevini ve aslını bırakarak günah işlemiş olursun. İnsan Öz beni ile Evrenin en onurlu varlığıdır şayet mücahede etmezsen Evrenin tüm akıllı varlıkları,onursuzluğunu  anlatıp duracaklardır ve onurlandırılmış  biri için onursuzluk ölümden beterdir. Senin bencilliğin için bu mücahededen kaçtığını, çekildiğini düşüneceklerdir. Bunu bilen Melek ve Cin’ler  tarafından  hafife  alınacaksın, bundan daha acı verici ne olabilir!.  Halbuki mücahedeye katılırsan, cennete gideceksin; zafer kazanırsan, Ebediyetin zevkini çıkaracaksın; bu yüzden Ey Abdullah! Egon ile mücahedeye karar vererek kalk!.. Zevk ve acının, kazanç ve kaybın, zafer ve yenilginin eş değerli olduğunu bilerek, savaşı kendin adına yap; böylelikle günah işlememiş olursun. Her neyse, şimdi sen biz’den, varlıklardaki fiilin zincirlerini kırabilmeni sağlayacak olan meditasyon mucizesini  dinle. Ey Abdullah!.. Meditasyon ve Salat’ta, ne çabaların kaybı vardır, ne’de bir zararı vardır. Bu çalışmanın en azı bile, kişiyi büyük korkulardan korur. Ey Abdullah, burada bir tek-noktaya  odaklı’lık ve kararlılık vardır. Dallı budaklı ve başlangıcı ve  sonu  olan düşünceler, egosantrik’le mücahede’den kaçanlarındır. Ey Abdullah, akıllı olmayanlar kendilerine ait olmayan bilgilerini övmeyi zevk sayarak, birde Ayetlerden misaller getirerek süslü sözler söylerler, yazık ki "Başka bir şey yok!" zannederler, halbuki Makro kozmos akıl ile değil, irade ve şuur ile idare edilir. İrade ve şuur yaratır akıllılarda tatbik eder, beşer, melek ve cin’ler gibi. Oysa övgüye layık olan Yaratandır sen iradeni görmeye çalış (Öz beni’ni). Yaratan seni bu akıllı varlıklardan daha onurlu kıldığı için sana irade ve Saf şuur kapısını açık bıraktı. Sende aşk ile dolu olarak, aklın hedeflerini irade ve şuur haline, yani cennet’e dönüştürerek, Meditasyon ve Salat’a yönel. Akılları bu tip bir öğretiye menfi olarak çelinmiş, arzu ve isteklerine bağımlı olan kişiler ise, Meditasyona ve Salat’a yönelseler de, bu mükemmel ve kesin gerçek, onlarda katiyen tezahür etmez. Ey Abdullah!  Zıt kutuplardan kendini kurtar ve açgözlü ve istifçi düşüncelerden kurtularak her zaman kendi değerinde kal ve Öz ben'ine odaklanmaya çalış. Öz ben'i bilen biri için, tüm yaratılmışlar  bir bengisu kaynağının yanı başındaki bir haznede duran su gibidir. Görevin sadece çalışmaktır ama asla meyveleri için değil; ne fiilin meyvelerinin seni çalışman için motive etmesine izin ver, ne de bağımlılığının seni fiilsizliğe itmesine izin ver. Ey Abdullah sürekli olarak Meditasyon ve Salat’ta  bulunarak, bağımlılığı terk ederek, başarı ve başarısızlıkta dengede durarak fiilde bulun. Çünkü akıldaki dengeliliğe Meditasyon veya Salat denir. Ey Abdullah! (aklın dengeliliğine) yani Meditasyon ve Salat’a sığın, Fakat dikkat et motivasyonları meyveler olanlar zavallıdırlar, cahildir’ler. Akıllı ve mantıklı kişi bu yaşamda iyi ve kötü hareketlerinin ikisinden de sıyrılır; bu yüzden kendini bu Meditasyona ada; Meditasyon yani (Salat) fiildeki ustalıktır. Mantıklı olan, bilgiye sahip olarak, fiillerinin meyvelerinden vazgeçerek, doğum ve ölüm prangasından kurtularak tüm kötülüklerin ötesindeki muhteşem yere gider. Çünkü zihnin yanılgı batağından kurtulduğunda, şimdiye dek söylenmiş olan ve söylenecek olan her şeye karşı, bu noktada kayıtsız kalır. Duymuş olduklarıyla karışmış olan zihnin hareketsiz kalıp, Öz ben'de sabit kaldığı zaman İçsel- Farkındalığa ulaşmış olursun.
Ey Abdullah, kişi aklın tüm arzularını tamamen bir kenara attığında yani tatmini Öz ben yoluyla Öz ben'de bulduğunda, O kişinin kendini bilen ve ona sürekli sahip çıkanlardan biri olduğunu anla. Zorluklarla dalgalanmayan bir akla sahip olan, zevklerin peşinden koşmayan ve bağımlılıktan, korkudan ve öfkeden kurtulmuş kişiye, şaşmaz değişmez bilgiye sahip olana ancak hikmet sahibi biri denilebilir. Bağımlı olmadan her yerde olan, iyi ve kötü bir şeyle karşılaştığında ne sevinen ne de nefret eden kişinin kendini bilişi sabittir. Bir kaplumbağanın bacaklarını içeri çekmesi gibi duyularını duyu nesnelerinden geri çeken kişinin bilgisi sağlamdır. Duyu nesneleri, geride özlemi bırakarak bu perhizkar kişiyi zamanla bırakır giderler; ama bu özlem’de, Yüce olanı yani ‘’O’’nu görünce geçer gider. Ey Abdullah! Kişi tüm çalkantılı duygular ne varsa hepsini dizginleyerek sabit oturmalı ve dikkatini Meditasyon ve Salat’a vermelidir; Anla ki; duyuları kontrol altında olanların kendini bilişi sabittir. Kişi varlıklar ve nesneleri düşündüğünde, bunlara karşı bir bağımlılık ortaya çıkar. Bağımlılıktan ise arzu doğar. arzudan ise öfke doğar. Öfkeden yanılgı gelir, yanılgıdan aklın yitimi. Aklın yitiminden ayrım kabiliyetinin çöküşü gelir. Ayrım kabiliyetinin yok oluşuyla kişi mahvolur gider. Ama duyularını ve arzularını dizginleyip, bağımlılıktan ve reddetmekten kurtularak nesneler arasında dolaşan fakat  kendine hakim olan kişi huzura erişmiş kendini bilen kişidir. Bu huzurda tüm acılar yok edilir, sakin bir akla sahip kişinin zihni ise kısa zamanda saflaşır. Düzenli ve ciddi olmayanın Öz ben bilgisi olamaz ve düzenli ve ciddi olmayanın Meditasyon yapması ve Salat’ıda mümkün değildir. Meditatif bir kişiliğe sahip olmayan biri huzurlu ve huzurda olamaz, ve huzuru olmayan kişi nasıl mutlu olabilir? Dolanıp duran duyuların uyanmasını takip eden akıl yeteneği rüzgarın su üstündeki dalga’yı alıp,  tutup götürmesi gibi yitip gitmelidir. Bu yüzden Ey Abdullah! Duyularını duyu nesnelerinden tamamen geri çekebilenlerin kendini bilişi şaşmaz ve değişmezdir. Tüm varlıklar için gece olanda, kendini kontrol edebilen uyanıktır,  tüm varlıkların uyanık olduğu ise, Öz beni’ni gören, bilen için gecedir. Bir çok dünyevi arzularla dolu olan kişi ise asla huzura ulaşamaz. Tüm arzularını terk ederek, özlem duymadan, "benim" duygusu (sahiplenme duygusu) olmadan ve Egoizm’den yoksun olarak hareket eden kişi ancak huzura erer. Ey Abdullah! Bu Rabbi'nin sana hazırladığı (ebedi durum) koltuğudur. Buna ulaştığında, hiç kimse kesinlikle yanılmaz. Yaşamının sonunda olsa bile kişi, burada yani Meditasyon, ve Salat’ta  bulunabilirse, daha dünyada iken ebedi huzura kavuşur. 

Ey Abdullah! Günahsız ve arınmış olan Meditasyon ve Salat yolu, vede bilgi'lerin fiil yolu. Sadece fiilde bulunmamayla kişi fiilsizliğe erişmez, aynı şekilde sadece terkle kişi mükemmeliyete ulaşmaz. Doğrusu, hiç kimse bir an için bile olsa fiilde bulunmadan duramaz; Doğa'dan doğan değerlerden dolayı herkes çaresiz fiilde bulunmaktadır. Ey Abdullah! Aklıyla duyuları kontrol ederken, kendisini bağımlı olmadan fiil organlarıyla Meditasyon (Salat) ile meşgul eden kişi her şeyi aşar. Yapman gereken görevi yap, çünkü fiil fiilsizliğe yeğdir ve hatta sadece bedenin idamesi için bile fiilsiz kalman mümkün değildir Dünya fiillerle bağlıdır. Ey Abdullah!  Ama sadece Öz ben'deyken memnun olan, Öz ben'le tatmin olan, sadece Öz ben'de mutlu olan kişinin, doğrusu yapacağı bir şey yoktur. O kişinin yapılmış olan ya da yapılmamış olan herhangi bir şeyde çıkarı yoktur ve hiç bir şey için hiç bir varlığa bağlı olmaz. O bu yüzden, bağımlı olmadan, her zaman yapılması gereken fiilde bulunur. Çünkü bağımlı olmadan fiilde bulunmakla yani Meditasyon ve Salat ile kişi Yüce Olan'a ulaşır. Meditasyon ve Salat, mükemmeliyete, fiil yoluyla ulaşabilir; hatta insanlığın korunması açısından da fiilde bulunmalısın. Akıllı ve mantıklı bir kişi ne yaparsa, diğerleri de onu yapar; o kişi neyi standart olarak belirlerse, tüm dünya o standardı takip eder. Ey Abdullah! Üç Alemde’de bizim tarafımızdan ne yapılması gereken bir şey var, ne de başarılması gereken başarılmamış bir şey var; yine de biz fiilde bulunuyoruz. Cahil kişi nasıl fiile bağımlı olarak hareket ederse, gören bilen’de bağımlı olmadan, dünyanın refahını isteyerek hareket etmelidir!.. Bilen kişilerin hiç biri, fiile bağımlı olan cahillerin akıllarını tedirgin etmesin; bilen kişi onları fiile teşvik ederken, kendisi bu fiilleri isteyerek yapar. Tüm fiiller her durumda sadece Doğa'nın değerlerinden ortaya çıkarlar. Aklı egoizminden dolayı yanılgı içinde olan kişi ise "Yapan benim." diye düşünür. Ama Ey Abdullah! Değerler ve değerlerin işleyişi hakkındaki farklarla ilgili gerçeği bilen kişi, duyular olarak varlıkların, duyu nesneleri olarak varlıklar arasında hareket ettiğini bilerek bunlara bağlanmaz. Doğa'nın değerlerinden dolayı yanılgı içinde olanlar değerlerin işleyişlerine bağımlıdır. Mükemmel bilgiye sahip olanlar ise bu bilgiye sahip olmayan cahilleri rahatsız etmemelidir. Tüm fiilleri kendin için terk ederek, aklın Öz ben'e odaklanmış, umuttan ve egoizmden, ve (mental) ateşten kurtulmuş olarak mücahedeye devam etmelisin. Düzenli olarak Aşk ile ve bahaneler aramadan bunu uygulayan kişiler de zamanla fiilden özgürleşirler. Meditasyon ve Salat’ı uygulamayanların, bilgide yanılgı içinde olup ayrım güçleri olmayarak yıkıma mahkum edildiklerini bil. Bilen kişi bile kendi doğasına uygun bir şekilde hareket etmektedir; varlıklar doğayı takip ederler; bu duruma, baskı altında tutma ve olanı (dizginleme) ne yapabilir ki? Duyu nesnelerine olan bağımlılık ve nefret, duyularda bulunur; sakın bunlardan birinin etkisi altına girme, çünkü bunlar mutlak düşmanlarınızdır. Dünyevi kabuk değerinden doğan, tamamen günahkar ve tamamen yok edici olan arzu, sadece öfke ve nefrete sevk eder; bunu (bu dünyadaki) düşmanların olarak bil. Nasıl ki ateş dumanla, cam tozla, bir embriyo zarla kaplıysa, bu da bununla (bu evren de bu düşmanlarla) kaplıdır.  Arzunun yuvalandığı yerin duyular, akıl ve zihin olduğunu anla; (arzu) bunlar yoluyla bilgiyi örterek bedenli (kabuklu) olanı yanıltır. Ey Abdullah! En iyisi, bu yüzden önce duyularını kontrol et, bilginin ve farkındalığın yok edicisi olan arzuyu öldür. Duyuların bedenden daha üstün olduğu hep söylenir. Akıl duyulardan, zihin akıldan üstündür ve zihinden üstün olan da ’’O – kendi Öz ben'indir. Böylece, O'nun zihinden üstün olduğunu bilerek ve kendini, kendi Öz ben'inle dizginleyerek, savaşılması zor, olan arzu adındaki düşmanını mahvet. Ey Abdullah!... Et, kemik beden, eterik bedenin, eterik beden, mental bedenin, mental beden’de Öz Ben’in kabuğudur. Dünyadaki arzu ve nefretlerin, her üç bedeni birden yoğunlaştırıp kalınlaştırır ve Öz Ben’e ulaşmana engel olur. Kabuk değerlerin anla ki; arzu, istek, ve nefretlerdir. Bunları sana, Öz benin tarafından dostum olduğun için anlatıyorum, işte bu dostluk aslında en yüce sırdır, Tüm Alemlerde bundan büyük sır yoktur. Ey Abdullah! Sözümüzü tutarsan bir daha eskisi gibi yanılmayacaksın ve bu vasıtayla tüm varlıkları kendi Öz beninde ve aynı zamanda Bizde'de göreceksin!. Tüm günahkarların en günahkarı olsan bile, yine de doğrusu bu bilgi yığını ve iraden’le tüm günahları geçip gideceksin. Ey Abdullah! Parlayan ateşin yakıtı kül haline dönüştürmesi gibi, bilgi ateşi de tüm fiilleri küle dönüştürür. Doğrusu, bu dünyada bilgi gibi bir başka saflaştırıcı yoktur. Meditasyon ve Salat’ta  mükemmeliyete ulaşan kişi, bu bilgiyi zamanla kendi Öz ben'inde bulur. İman’la dolu olan, buna adanmış ve tüm duyuları itaat altına alınmış olan kişi bu bilgiye ulaşır ve buna ulaştıktan sonra, an içinde daima yüce huzura erer. Cahil olup  ve şüphe içinde olduğu halde inandığını söyleyen kişi yıkıma doğru yol alır. Şüpheci kişi için ne bu dünya, ne öte alem, ne de mutluluk vardır, hiç gelmemiş gibidir. Meditasyon ve Salat yoluyla fiil’de bulunup, şüphelerini bilgi ile parçalara ayırmış ve kendi üzerinde hakimiyet sağlamış kişinin yaptığı fiiller onu bağlamaz. Ey Abdullah! Bu yüzden, şu an kalbinde taşıdığın cehaletten doğan şüphelerini bilgi kılıcıyla parçala, Meditasyon ve Salat’a sığın; ayağa kalk ve ego’nu terk et. Terk ve Fiil meditasyonunun ikisi de kişiyi en üstün mutluluğa yönlendirir, ama ikisinin içinde, Fiil meditasyonu fiilin terkinden daha üstündür. Nefret etmeyen ve arzu duymayan kişi, ebedi mutlu ve zevkte olan olarak bilinmelidir. Çünkü zıt kutuplardan özgürleşerek, kolaylıkla kendini bağlayan zincirlerden kurtulmuştur. Bilginin ve fiilde bulunmanın bir olduğunu gören, gerçekten görüyordur. Ama, bil ki; Öz Ben’e  ulaşmadan terki başarmak zordur. Hikmet sahipleri öğrenme ve alçak gönüllülüğe sahip bir kimseye, bir ineğe, bir kuşa ve hatta bir köpeğe veya bir kast dışı olana aynı gözle bakarlar. Burada (bu dünyada) bile, akılları ayniyette bulunanlarca (her şeye aynı gözle bakanlarca) doğumun, ölümün ve (her şeyin) üstesinden gelinmiştir. Allah.cc lekesizdir ve eşittir. Bu yüzden onlar daima Öz Ben’de bulunurlar. Sabit bir zihinle, yanılgısız olarak Allah.cc’ta bulunup, kendini bilen (kişi), ne hoşa giden şeylere sahip olduğunda neşelenir, ne de hoşa gitmeyen şeyleri elde ettiğinde kederlenir. Dışsal irtibatlara bağlı olmayan benlikle kişi, mutluluğu Öz ben de bulur. Kişi daima Öz Ben’e yapılan meditasyonla meşgul olarak tüm alemlerde sonsuz mutluluğa kavuşur. Dışsal harici irtibatlardan doğan zevkler sadece acı üretirler, çünkü hepsinin bir başlangıcı ve bir sonu vardır, Ey Abdullah! Bu yüzden kendini bilenler bunlarla neşelenmez. Hala bu dünyadayken bile arzu ve öfkeden doğan dürtülere karşı koyabilen kişi mutlu bir kişidir. Her zaman kendi içinde mutlu olan, neşelenen ve aydınlanan böyle biri muhakkak özgürlüğe yani Öz Ben’e ulaşır, ve ahlakı, Allah.cc’ın ahlakı haline gelir. Günahları yok edilmiş, dualiteleri zıt kutupların deneyiminin ya’da dualitesinin algılanmasını bir kenara bırakmış, kendine hakim ve tüm varlıkların iyiliğini isteyen hikmet sahipleri, mutlak özgürlüğe yani Allah.cc’a  kavuşurlar. Mutlak özgürlük arzu ve öfkeden kurtulmuş, düşüncelerini kontrol etmiş ve Öz ben'in farkındalığına sahip kendine hakim, beşeriyet’ten kurtulan ve İnsan olabilen için her yanda var olur. Tüm dış irtibatları kapatan ve bakışlarını  iki kaşın arasında sabitleyen, burun delikleri arasında hareket eden alınan ve verilen nefesi eşitleyen, Allah.cc adı ile aklını ve zihnini her zaman kontrol altında tutan, arzu, korku ve öfkeden kurtulmuş hikmet sahipleri doğrusu sonsuza dek özgürleşir ve huzura ererler, Huzur’a ermek bilmelisin’ki, bilgi meyvesini yiyerek evinden ayrılan Adem’in, Abdullah adını alıp, bildiklerini terkederek evine dönmesidir.

         İNSHU

Anasayfa >