|
|
İNSHU

İnsan göklerdeki bu insanı taşımalıdır, İnshu sonsuz yaşamın insanıdır
Bismihi-Subhanehu, ve inmin-şey’in illa yusebbi-hu, bi- hamdihi.
Bediüzzaman hazretleri diyor’ki,’’ Bir tek Zat-ı Müşahhas, muhtelif ayine’ler
vasıtası ile külliyet kesbeder. Bir cüz-i’yi hakiki iken, şuunatı kesireye malik
bir külli hükmüne geçer.
Evet nasıl cismani şeylere cam ve su gibi maddeler ayine olup,
cismani bir tek şey, o ayinelerde bir külliyet kesbeder. Öyle’de; Nurani şeylere ve
ruhaniyata dahi, hava ve esir ve alem-i misalin bazı mevcudatı, ayineler hükmünde ve
berk ve hayal süratinde birer vasıta-i seyrü seyahat suretine geçerler’ki o
nuraniler ve ruhaniler, hayal sür’atıyla o meraya-yı nazifede ve o menazil-i latifede
gezerler. Bir anda binler yerlere girerler.
''(Sözler-32.söz-2.ci mevkıf-2.ci maksat)''
Evet aynen öyle; Allah.cc. dilerse dilediği şahsa, bir manevi vucud giydirebilir.
Misali ve ruhani olan bu manevi vücud-u ekmeli yani İNSHU’yu dilediği şahsa mesh
edebilir. İnsanın akıl, rüya, duru rüya, şuuraltı rüya, hayal alemine düşen
manalar, altıncı his, ilham, vahiy ve farklı boyutlardaki varlıklarla zamanın bütün
dilimlerinde yakından alakalı olması dolaysıyla, insanın genetik yapısıyla birlikte
gelişen nefse son derece bağlı olan ruh’unun hürriyeti için, tüm varlığın
varlık sebebi olan İNSHU ile, Allah.cc’a yöneltilmesi kolaylaştırılır. Bir
yönüylede insanın evrendeki tüm külli kavramların başlangıçları olan İsm-i
batın’lara ulaşıp anlayışını kuvvetlendirmek içindir’ki, İNSHU dönüşümün
zincirini takip eden en son ve başlangıç olan nokta’dır. Yani Hakaik-i ilahiye’nin
toplu bir aynası, evvel, ahir, zahir ve batının merkez noktasıdır. O’ Akl-ı
kül’dür, Hazreti Ruh-u Muhammedi (Aleyhisselatu vesselam)’dır. Ki’bu İlahi
ilmlerin başlangıcı olduğu gibi, yaşadığımız ve yaşayacağımız tüm
Alemlerin’de başlangıcı’dır, Yani Cenab-ı hak’kın, muhabbet-i zatiyye-yi
subhaniyye’sinin sırrı aşkının mazharı’dır. Zahir ve Batın’da yani tüm
Alemlerde, bütün balşangıçların’da başlangıcı’dır ki’ İNSHU Hakk’a
vuslat’ta en emin bir vesile ve rehber’dir. O Nur-u azam’dır, bütün ruhi, misali,
cevheri ve cesedi olan tüm varlıklar, varlıklarını ve ışıklarını ondan alırlar.
O Rehber-i küll’dür, O’’Ama’’ üzerinde zahir olan ve hiçbir zaman önünde
durulamıyan, vede tüm güzellerin güzellik’lerini aldıkları mukteda-yı ekmel-ü
kainat’tır. O Nakş-ı ilahinin ilk gölgesidir, bir beyan-ı nebevide Hazreti
peygamber Aleyhissalatu vesselam ’’Allah.cc’ın ilk yarattığı benim
nurumdur’’ ve yine başka bir beyan-ı nebevi’de, ’’Allah.cc beni kendi nurundan
müminleride benim nurumdan yaratmıştır’’buyurmuşlardır. Evet safiyet-i deruni
bir anlayış ile bu manevi varlığı düşleyebilenler, düşünebilir, anlayabilir,
görebilir, isimlendirebilir. O nur, ilim ve emr-i ilahi’nin peygamerlerine ve
resullerine tanıttığı manevi bir mecmua’dır, O müminlerde beliren, muhteşem
’’Hazret-i ruh-u muhammedi aleyhi ekmelü tehaya’’ efendimiz, aleyhisselatu
vetteslimat’ın, ayinedarlık ettiği, Hazret-i Zat-ı tela’nın Hakikat-ı
Kabe’sinin mazharının mazharı olması nedeniyle, vede Nakş-ı ilahi’nin, ilk
cihet-i tamami’si olması sebebiyle ve bu toplu manaların toplu anlaşılması
bakımından kısaca ( İNSHU ) denmesinin bir mahzuru olmadığını düşünüyorum,
Subhanallahi Azizül Hakim
Göklerin ve yerin melekütuna ve Allahın yarattığı şeylere bakmıyorlarmı (A’raf
suresi:185)
Işık ile karanlığı birlikte bulunduran Allah.cc. Bu hali ile Nur olarak
isimlendirilir. Ona, tevekkül-ü tam bir aşkla bakıldığında ışıktan karanlığa
doğru uzanan ve hiç bir şeyi olmıyan, mavi bir feza olarak algılanır. Bu mavilik
Aşk’tandır ve vücudumuzun vermiş olduğu tesirdir. Burada görüş son derece net ve
berraktır, daha önce hiç bu kadar berrak olmamıştır. Vücuda bağlı Nefs diye
adlandırdığımız ben burada ruh olmuştur ve Allahtan başka hiçbir şeyin
olmadığına şahit olmuştur. Fakat yine’de ben, bu halde dahi ben’dir, ama hiç bir
şeyi hiç bir azası olmayan, (ruh bir ben). Buraya kadar yükselen bir ruh, işte o anda
İnshu ile mesh olmuştur. İnsanın başlangıcı olan hikaye burada başlar, yani
Tecelli..! Allah.cc.’ın emri olan, Suret-i insan yani İNSHU ona olan Aşk’ımızın
eseridir. Bu aşk bize vücudumuzun verdiği şeydir ve nefs’e hiç olduğunu
göstermiştir. Bu tecelli’de Hakikat-ı Muhammedi, bir hikmeti İlahi ile bu, bu
zamanda İsa-Mesih Aleyhisselam’ın sıfatlarının gereği, (mesh ederek) zahir
olmuştur. Vücudumuzda hükmeden yani işleyen Allah.cc. olduğuna göre, burada
Gören’de görülen’de O’dur. Nefs bir şey görmemiştir nefs hiçtir, sıfırdır,
yok olmuştur nasıl görsün’ki. İnsan, kalb ve ruh latifeleri ciheti ile, bazen
Alem-i emir’e Allahın.cc. müsadesi ile bakabilir, ve bakmış’tırda. (Alem-i
emr)’de ise, madde ve ölçü yoktur. Bu alemin latifelerinin asılları, kökleri ancak
arşın dışında görülebilir. Arşın dışı, maddesiz, hacimsizdir. Bunun için,
Alem-i emr’e (La-mekani) yani mekansızlıkta denir. Veya (İmam-ı mübin) diye’de
adlandırılır, yani kader defteridir. Zerrelerden galaksi’lere kadar bütün varlık,
bütün sistemler, buradan yola çıkar buradan yaratılır. Geçmiş ve geleceğe aynı
anda bakan, gayb’tır.
Bediüzzaman hazretleri bu konuda şöyle der ’’İmam-ı mübin ilim ve emr-i ilahinin
farklı bir ünvanıdır alem-i şehadetten ziyade alem-i gayba bakar’’ demişlerdir.
Yani şimdiki zamandan ziyade daha çok geçmiş ve geleceğe bakar. Evet içinde
bulunduğumuz alemi meydana getirmiş olanlar ise bildiğiniz gibi katı, sıvı, gaz veya
enerjilerdir. (Bunların asılları’da Kitab-ı mübin’dedir). bu halk edilmiş
olanlar enerji ve maddelerden yaratılmış olup zamanlı ve hacimlidirler. Bunlara
(Alem-i halk) ya’ni ölçülebilen alem’de diyoruz, bunlar yokluk ile vücudün
birleşmesinden meydana gelmiştir, yani yaratılmış herşey Kitab-ı mübin’e
bakar,anlaşıldığı gibi Kitab-ı mübin’ şimdiki hazır zamana nazırdır. Ve’de
kudret defteri hükmündedir. Sevgili, nasipli Allah yolcusu yaradılışında şayet
Muhammedi ise, Alem-i emrin mertebelerini geçtikten sonra, bunların Kitab-ı
mübin’deki asıllarını’da seyredebilir. Ya’ni ilerleyip, bu asıllarında sonuna
kadar gelebilir. Bunların’da sonu İmam-ı Mübin’e bakar. Böylece imkan dairesini
bitirmiş olur. Ve Veli esma'sının, mazharına ulaşır bu Allahın seçmiş olduğu
kullarına dünyada iken yolun en başındada verilebilir, ve bundan büyük nimet olamaz.
Peygamberlerin gölgesi altında bulunan Resüllük hazret’i mirasçıları sadece
bunlardır. Miras olarak resüllük bunlara kalmıştır, İNSHU gölgesi bunlara
vurmuştur, bunlar Kadir gecesinin yıldızlarıdırlar. Resul’ler bu gün içinde
bulunduğumuz hazır zamanda, daima mevcutturlar, içlerinde kadın olanlarda vardır.
Onlar Melekut-ü Akliye vede Vusat-i Kalbiye’leri ile Nefs-i natıka-i külliye’nin
kudsileridir’ler. Her zaman vardır’lar, birinin vefatı ile Allah.cc. hemen onun
yerine birini koyar, hiç bir zaman eksilmez’ler. Şimdiki hazır zamanımızda bulunan
bu Resuller, bilinmelidir’ki katiyyen peygamber değildirler.
Doğruluğunuz, bildiklerinizi kat kat aşmadıkça, göklerin egemenliğine giremezsiniz
İNSHU peygamberlik velayetinin mazharı’dır. Bu Ahirzaman’daki kullara,
Allah.cc.’ın en büyük nimetidir.
Bu nimete sadece Ahirzaman ümmeti ulaşır, Yani bu asrımızda tecelli edecek olan bu
velayet, anlaşılmalıdır’ki mutlaka
velayet-i nübüvvettir, bunlar bu velayet-i nübüvvet’in şahs-ı manevisinin
temsilcileridir, evet Resul’ler bunlardır. Peygamberler, büyük melek’ler ve bu
resul’ler’den’ başka, bütün mahlukatın başlangıçları, gölgeler dairesinde
bulunur, bu gölgeler isimlerin ve sıfatların tafsilleridir. Mesela ilim sıfatının
parçaları vardır, bu parçalar, birer birer bu sıfatın gölgeleridirler. Bunlar
peygamberler ve resuller’den başka, sadece insanların başlangıcıdırlar. Fakat
peygamberlerin, büyük meleklerin ve bu resul’lerin başlangıçları, bu parçaların
asılları, bütünleri olan isimlerdir. Mesela, ilm, kudret ve irade gibi sıfatlardır.
Birçok peygamber ve resul’ün başlangıcı, tek bir sıfat olmasına rağmen çeşitli
bakımlardan’da birbirlerinden ayrılırlar. Mesela, Muhammed aleyhisselam’ın
başlangıcı ilim sıfatıdır. Yine bu ilim sıfatı, başka bir bakımdan, İbrahim
aleyhisselam’ın da başlangıcıdır. Yine bu sıfat, başka bir bakımdan da, İsa ve
Musa aleyhisselamın’da başlangıcıdır. Ve’de Hakikat-ı Muhammedi, (Taayyün-ü
evvel)dir yani başlangıcında başlangıcı olup, İnsan-ıkamil’in bulunduğu
yerdir,buna vahdet’de denmektedir, bu vahdet bütün dairelerin merkezi topluluğudur.
Fakat insanların başlangıçları, isimlerin ve sıfatların ilimdeki suretleri,
görüntüleridir. İlimdeki varlık, kendisi değil, kendinin gölgesidir,
görüntüsüdür. Bunun için, ilimdeki bu suretler, isimlerin ve sıfatların gölgeleri
gibidir. Fakat bu daire yinede gölgeler dairesinin çevresi ve merkezidir, fakat asıl
daire değildir. Yani bu gölge dairesi başlangıç değildir. Bu merkezin
açılmasını, ya’ni çevresini vahidiyyet sanmamak lazımdır. Yani gölge dairesinin
üstü olan isimlerin ve sıfatların dairesini, başlangıçlara bağlılığı olmıyan
Zat-ı teala sanılmamalıdır. Çünki isimler ve sıfatlar, zatın kendisi gibidirler ve
zattan ayrı ve başka değildirler. Bunun için, gölge dairesinin üstü, yani isimlerin
ve sıfatların mertebesi, zatın kendisi gibi olur. Halbuki, sıfatlar zat’dan ayrı
olarak var olduklarından, ismlerin ve sıfatların dairesi, Zat-i teala’dan ayrı
olarak anlaşılmalıdır, sıfatlar zatın kendisi değildir.(dikkat gerek.!). Evet biz
tekrar esas konumuza dönelim, Bediüzzaman hazretleri bir ifadesinde,’’Şu kainata
büyük bir kitap nazarıyla bakılacak olursa Peygamberimizin Alehisselatu vesselam’ın
nur’u o kitabın katibinin kaleminin mürekkebidir eğer o alemleri bir ağaç kabul
edecek olursak, O’nun nur’u kainatların hem çekirdeği hemde semeresidir’’Bu
itibarla O’nun nur’u tüm kainatların ve tüm varlığın Ruhu’dur. Evet Hakikat-ı
Muhammed’i, asıl addedilen bütün dairelerin merkezi olup, isimlerin ve itibarların
topluluğudur. İşte bu dairede isimlerin ve sıfatların yayılması, asıl vahidiyyet
mertebesidir, vede İNSHU bütün bu isim ve itibarların hepsinin toplu adıdır. Ve bu
anlattıklarım, bilmelisiniz’ki ism-i zahirin açıklanmasıdır. herkes tarafından
anlaşılabilir. Bu yürümek için lazım olan bir ayak gibidir, mukaddes aleme yürümek
için lazım olan ikinci ayak ise ism-i batın’lardır.
Subhanallahi Azizül Hakim
Rab’bin önünde dua ettiğinizde iki yüzlüler gibi etmeyin,
Bu o dar kapıdan geçmenin sırrıdır
İsm-i batında seyr de, her ne kadar isimlerde seyr olsada bu seyr, Zat-ı teala ile
ilgilidir. Bu isimler, Zat-ı tealayı örten perdeler gibidir. Mesela, ilim sıfatında
Zat-ı teala hiç akla gelmez. Alim ismi ise, sıfat perdesi gerisinde, Zat-ı tealayı
bildirmektedir. Çünki alim, ilim sahibi olan zattır. O halde ilimde seyr, ism-i zahirde
seyrdir. Alimde seyr ise, ism-i batında seyrdir. Bu Resul’ün İnshu-Mesih ile
insan’ı kutsamasından sonra anlaşılır. İsm-i batınla ilgili olan isimler,
meleklerin başlangıcı, (mebde-i ta’ayyünleridir). Yani demek istediğim, kutsamadan
sonra kutsanan insanda tecelli eden her mana, her tecelli, her bilgi, resul’un
kalbinden, kutsanan insanın kalbine, ve resulün kalbinde’ yaratılan İnshu-melek
vasıtası ilegönderilir, İsm-i zahir ile İsm-i batın, ilim ile alim arasındaki fark
gibidir. İlim ile alim arasında çok fark vardır. Söylemesi yakın, hakikati çok
uzaktır. Mesela Me’aric suresinin 4.cü ayetinde mealen, (Melekler ve Ruh oraya ellibin
senelik bir günde çıkarlar) buyurulmaktadır’ ki, buradan bu mesafeyi anlamaya
çalış. Böyle olmakla beraber, Allahü teala’nın Resul’lerinin ihsanının
cazibesi ile, bu uzun zamanlık iş, göz açıp kapama gibi kısa bir zamanda
yapılabilir.
Allah ile yapılan işlerde zorluk yoktur!) vede (Zorluk ile birlikte kolaylığı
halkeden Allahtır.cc. Evet beka denizlerini, bir şişeye doldurabilecek kudret
Allah.cc'a güç değildir böyle bilinmelidir. Hadis-i şerif’te SAV. (Meleklerin bir
kısmı ateşden ve kardan yaratılmıştır. Bunlar, ateşle karı birarada bulunduran
Rabbimizde hiçbir noksanlık yoktur derler).
Bu itibarlar, müsbet ilimlerde birbirlerinden ayrılırlar. Hadis-i şerif’ten
anlaşılacağı üzere. Melekler yani bu nurani varlıklar ateşe, kara yani cisimlere
tesir edebiliyorlar. Anlamalısın’ki resulun dilemesi ve'de, tabiki Allah.cc’ın
takdiri ile, resulun kalbinde yaratılan şüunat-ı ve feyz’leri melekler insanların
kalb’lerine aktarırlar. İnsanlarda bundan sonraki biliş ve görüş, artık ilm-i
huzuri ile ilgili olur’ki işte bu letafet-i anlayış ve bilgi olarak tecelli eden
zuhurat, İsm-i batın’lar’ın anlaşılması, vede yaşanması demektir. Evet
İNSHU-MESİH ile insan, bu huzurun, bu görüşün, bu bilişin, başlangıcına ve
ruhuna ulaşmış olur .
Örtülü olupta açılmıyacak gizli olupta bilinmiyecek Zat-ı teala’dan başka
hiçbirşey yoktur.
Zati itibarlar, Zat-ı teala’dan hiç ayrı değildirler ve ilm-i huzuri ile bilinirler.
Çünki bu durumda, ilim, bilinen şeye salt olarak bağlanır. Başlangıcın’da
başlangıcı olan, bu kutsal Teceli-i inshu’da, peygamberlerin ve meleklerin bütün
makamları vardır. Mele-i ala denilen meleklerin yükseklerinin ( Velayet-i ulya
)’sının’da sonu bu makamdadır. Hakikat’ı Muhammediyye’ye başlangıcın evveli
denilmesi, bu başlangıcı evvelin gölgelerinin merkezi olduğu içindir. İsimleri,
sıfatları, şuun ve itibarları kendinde topladığı içindir. İnsanı meydana getiren
parçalar içinde, bu derecelere yükselen, tabiatı ile toprak maddeleridir. İnsanın
kendi vücudunun verdiği şeydir. İster alem-i emirden olsun, ister alem-i halkdan
olsun, her parça, bu makamda, kendi toprağının yolunda ilerler. Onun yanı sıra, bu
Tecelli-i inshu ile şereflenirler. Toprak maddeleri Melek ve Cin’lerden hariç yalnız
insanda bulunduğundan, insanlardan İnshu’ya ulaşanlar, meleklerin
üstünlerinden’de daha üstün olurlar. Toprak maddelerinin kavuştuğuna, hiçbir
Melek ve Cin kavuşamamıştır. Bunun için resule kavuşan her insan cismani olarak
vücut mertebesinde Hak’ka en yakınlığa erişmiş olur, Ayet-i kerime’de bildirilen
(Kabe-kavseyn ev edna)’nın içyüzü, zahiri olarak meydana çıkmış olur.
Sübhanallah! İnshu’dan ileri atılacak hiç bir adım yoktur, buraya kadardır. Kul
rab’bine ulaşmış’tır, rab’de kuluna. Kulluğun en yüksek bir mertebe
oluşu’nun nedeni, rab ve kul’un dünya’da iken yüz yüze gelmesi ile her şeyin
ahirete dönmüş olmasıdır. Artık iş ahirete kalmıştır, resul vasıtası ile kul
Rab’bine yani (İNSHU)’ya ulaşmış olur. Kulun rab’bine kavuşması, resule
Kavuşmakla gerçekleşir. Bundan başkasının adem, yani yokluk olduğu
anlaşılmalıdır. Allahü teala, her düşüncenin ötesindedir. Zat-ı teala, ötelerin
ötesi dediğimiz, hatta onunda ötelerinin ötesidir, biliniz’ki bu durum
Dünya’dada, Ahiret’tede böyledir. İnsan için İNSHU ulaşılacak en son noktadır,
O yaratılmış ve yaratılacak olan tüm varlığın sebebidir ve terbiye edicisidir yani
rabbi’dir. Allah-u teala, Ruh-u Muhammedi ekmelüttehaya hazretleri hakkında,( Habibim
seni yaratmasaydım kevn-ü mekanları yaratmazdım) buyurmuşlardır
Subhanallahi Azizül Hakim
Yakın olan Allah cc. bize çok uzaktır, ona yetişiriz sanmak ne kadar tuhaftır.
Uzak demekle, arada perdeler var sanılmasın! Çünki bütün perdeler aşılmış, hiç
bir perde kalmamıştır. Uzaklık, büyüklüktendir. Anlaşılamaz, kavranılamaz.
Bulunamaz. Allahü teala’nın varlığı, her mahluka çok yakındır, anlamaktan,
bulmaktan çok uzaktır. Evet, seçilmişlerden çok az kimseyi, Peygamberlerin yanı
sıra, kudsilik perdelerinin içine alırlar, onlara yapılan ihsanlar bilinemez. Bu
işler, yalnız insanın (Vahdani bütünlüğüne) olur. Bu bütünlük, Alem-i halk ile,
Alem-i emrin hepsinden meydana gelmiştir. Bununla beraber, hepsinin başı yinede toprak
maddeleridir, bundan ötesi ancak yokluktur. Çünki, dışarıda ve ilimde olan
varlıkların mertebeleri geçildikten sonra, bunların tersi olan adem, yani yokluk
hasıl olur. Allahü tealanın kendisi, bu varlıkların ve adem’in yani yokluğun’da
ötesidir.
O makamda adem yani yokluk bulunmadığı gibi, varlıklar’da yoktur. Çünkü tersi
adem ve yokluk olan bir vücut, Zat-ı ilahiye layık olamaz. O mertebede vücut demek,
tersi ve karşılığı, adem olmayan yani yokluğu olmıyan vücut demektir. Bir hadis-i
kudside Hazreti peygamber aleyhisselatu vesselam (Allah vardı ve beraberinde hiçbir şey
yoktu ) buyurmuşlardır. İnsan gücünün ve aklının ölçemiyeciği Allah-ü teala,
kendi Zat’ı ile vardır. Ve Ondan başka herşey, onun var etmesi ile, var olmuştur.
Fakat kendisinin sıfatları vede işleri onunla birdir. (Yani, hiçbirşey, hiçbir
bakımdan, Allah-u teala’ya benzemez.) Varlıkta benzeri ve ortağı olmadığı gibi,
hiç bir bakımdan misli’de yoktur. Benzerlik yalnız isimlerde ve kelimelerdedir. Onun
sıfatları da, işleri de, kendi gibi, akıl ile anlaşılamaz, anlatılamaz ve
insanların işlerine, sıfatlarına hiç benzemez ve uymaz.(Bilindiği gibi Onun sekiz
subuti sıfatı vardır bunlar, Hayat, ilim, İrade, Kudret, Sem, Basar, Kelam ve Tekvin
sıfatlarıdır) Allahu teala’nın, Zat’ında, vede sıfatlarında vede bu fiillerinde
değişiklik olmaz. Hareketlerin, işlerin olması vede herşeyi yaratması, Onun
zatında, sıfatlarında, fiillerinde değişiklik yapmaz. Allah-u teala.cc.
Ganiyyümutlak’tır. Ya’ni, hiç bir şey için, hiç bir şeye muhtaç değildir. Ne
kendine, ne sıfatlarına, nede fiillerine, hiç bir suretle hiç bir şey ona lazım
değildir. Varlıkta muhtaç olmadıkları gibi, zuhurda, yani belli olmakta da,
ihtiyaçları yoktur. Ez-zariyat suresinin; 56.cı ayetinde ( Cinnileri ve insanları,
ancak bana ibadet etmeleri için yarattım) Kelam -ı ilahi’si gösteriyor ki,
cinnilerin ve insanların yaratılması, Allah-u teala’yı tanımaları içindir’ki
bu, bunlar için şeref ve saadettir. Yoksa, Onda birşey artması veya bir şey
kazanması için değildir. Allah-u teala hiçbir şeye muhtaç değildir. Onun ( Bilmek
için ademi bilinmek için alemi yarattım ) demesi, muhtaç olduğundan değil,
yaratmış olduğu Hakikatı Muhammedi’sinin kendi kemal mertebesinin nereden
geldiğini, Adem.asm’a göstermiş olmasının ve varlıkların daima ona muhtaç
olduğunun vede zaruri olarak Zat’i sıfat’larının ilk belirtisi olan Hakikat-ı
Muhammedi’sinin Kulluktan ve bu kulluktan başka, hiç bir mertebeyi, kabul
edememesinden dolayı, yani Zat-ı Teala’dan sonra ilk fert olması nedeniyle, vede
Zat-ı Teala ile birlikte olup, Zat-ı Teala olmamasına rağmen, fakat her an Zat-ı
tela’ya mülaki olması ve Zat-ı teala'nında her an ona mülaki olmasına binaen, tüm
meleklerin ve cinlerin bu en yüksek kulluk hakikatı olan suret-i insana’a İNSHU yani
(Hakikat-ı Muhammedi)’ye, Kulluktan başka, hiç bir şeyi kabul edecek, durumları
kalmamıştır. Evet Resul’lerin ve Peygamber’lerin Rabbi olan bu Zat-ı sıfat-ı
insan’i İNSHU’dur. İNSHU sadece Resul’lerin ve Peygamber’lerin Rab’bidir.
Çünkü Rab terbiye edicidir terbiye etmek ise, bir vücut’ta görülen ve görülmiyen
şey ile olur. Görülen İNSHU’nun zahiri yönü Hakikat-ı Muhammedi, batını ise
Zat-ı teala’dır .Bu yüzden bütün Peygamber’lerin ve Resul’lerin terbiye edicisi
Allah.cc’tır. Fakat Alem’lere rahmet olan Peygamberimiz.sav Efendimiz. Dünya’ya
kendi Hakikat-ı Muhammedi’si suretinde gelmiştir. Zahiri sureti, çocuk’luğundan
ihtiyar’lığa kadar değişmiş olsa bile, batıni sureti olan Hakikat-ı Muhammedi
ebediyyen değişmiyecektir. Bunun için, onu gören, ona tabi olan her Sahabe’de Resul
sayılır. Peygamber ( Aleyhi ekmel’üt Tehaya ) Efendimiz, (Benim sahabilerim gökteki
yıldızlar gibidir hangisinin peşinden giderseniz hakikate ulaşırsınız. )
demişlerdir. Evet insanları hakikate ulaştıranlarda Resullerdir. Anlaşolacağı gibi,
bu yüzden her Resul’ün mesleğide Sahabe mesleği olmuştur. Bu gün her Resul’de
Sahabe hükmünde’dir, O güzeller güzelini zahiri özle görmeyip, batıni gözle,
yani Hazreti Peygamber.asm ebedi sureti olan Hakikat-ı Muhammedi’yi yani İNSHU’yu
gördükleri için, kendilerine Sahabe değil, Resul demek doğrudur. Allah-u teala Meryem
suresi / 87’de (O gün Rahman olan Allahın nezdinde, söz ve izin alandan
başkalarının şefaate güçleri yetmeyecektir.) diye bildirdiği ayette, evet bu sözü
ve izni alanlar sadece Resul’lerdir.
Yine Allahu teala Ali imran suresi /101’de
( Size Allahın ayetleri okunurken,
üstelik Allah Resulü’de aranızda iken ,
nasıl inkara saparsınız ) diye ikaz ediyor.
Hakikat-ı Muhammedi’ye İNSHU dememin sebebi. Onun Kabe’nin hakikatı ile
birleştik’ten sonra, Hakikat-ı Ahmedi ismini almasının vede bu ismin Ahirzaman’da
gelecek olan ,Hz.Mehdi. ve Hz.İsa.asm’ın batını’nında aynı Hakikat-ı Ahmedi
olduğu içindir. Bu güne kadar İNSHU ismi’nin, Tasavvuf ıstılahında duyulmaması
ve Ehli Sünnet Alimleri tarafından bahsedilmemesinin sebebi, Sahabe’den ta, Hz.İsa ve
Hazreti Mehdi Aleyhisselam’a kadar hiç bir kimsenin, bu kendine özgü, vede Hakikat-ı
Ahmedi’den yüksek olmayan, fakat sadece, Ahirzaman ümmetine nasib olacak Velayet-i
Nübüvvet olan
İNSHU tecellisini hiç bir kimsenin isimlendirmemiş olmasındandır. Allah.cc’ın
insanlar üzerinde üç Ruh’u vardır, bunlar Ruh-ul Emin, Ruh-ul Kudüs, ve Ruh-ul
Emir’dir. Ruh-ul Emin’in yeri kalb’in üst kısmındaki boşluktadır, vahiy ve
ilham’ı alan bu ruh’tur. İndirilecek olan kelamın veya ilhamın ilk mertebesidir,
İNSHU bu kelam ve ilhamın manalarını bu uh ile insanlara ulaştırır. İnsanların
manalı ve mantıklı konuşması, buradan olur. İkincisi Ruh-ul Kudüs’tür’ki,
bunun yeride kalbin orta oşluğundadır, Levh-i Mahfuz’dan yansıtılan nur’ların
yeridir, aynı zamanda akıl ve işitme yeridir. Allah-u teala Beyin ve kulaklara tesir
etmek istememiştir. Levh-i Mahfuz’dan gelen nur’ların bunlara tesir etmesini
istemediğinden, sadece ruhun hissedip anlaması için, kalbin bu orta boşluğunu uygun
görmüştür. Burası düşünme ve hatırlama yeridir, aynı zamanda huzur ve hayal
yeridir. Üçüncüsü Ruh-ul Emir’dir’ki bunun yeride kalb’in alt boşluğudur,
burası en ince ve en önemli yerdir. Burası daima halden hale dönüp, çalkalanan
gizlilikler, güzel hikmetler, nur ve akıl terazisinin olduğu yer’dir. Burada öyle
bir göz vardır’ki bu göz, yukarı Melekut ve Ulvi Alem’in az veya çok, gerçek ve
gizli yönlerini gören, İlahi Nur’lar ve İlahi Huzur’a bağlı güzellikleri
seyreden en kutsal yerdir. Allah-u teala buraya değinerek (Gören gözler kör olmaz,
fakat kalpler (şuur) kör olur) buyurmuşlardır.
İNSHU'nun görüldüğü şuur boyutu burasıdır. Bu anlattıklarım kalb’in iç
kısmına (şuur) aittir, tabii’ki kalbin dış kısmıda, (zeka) nefse ait olan nesnel
ve fiziksel algılamaların yeridir, madde alemini görüş buradan olur. Tabi bu
anlatılanlar, İbadet ve zikir ile. Ruh mertebeleri çalıştırılmaz, yani Nefs-i
riyazat ve Mücahede’ler yapılmaz ise kalb yani basiret kör olur. Bu anlatılan
şeyleride maalesef siddim sene anlayamaz. Kişi Rabbani akıl ve Ruhani Ruh’a sahip
olabilmek için, Resul’lerden yardım taleb ederek İNSHU’nun feyzi bereket’i, yani
Resul’ün üflemesi ile bu manaları anlayabilecek ve çözebilecek ve İlahi maksada
ulaşabilecek hale gelebilir, yani ona kolaylık ihsan edilmiş olup, Keşfi açılabilir.
Keşif hareketi , Hak teala’nın söz verdiği alemlerde, Ruh’ları yarattığı ilk
An’dır. Aynı An’da aklın bu alemde, Allah.cc’a hitap etmesidir. İşte bu
keyfiyet daha dünyada iken başlangıcın’da başlangıcıdır, kişi Resul’ün
önünde İNSHU ile karşı karşıyadır, İNSHU Rahimi bir gerçek olmasına binaen,
Resulün şahsında, Rahmani hakikat olarak tezahür etmiştir. Zahiri Rububiyyet suretine
eklenmiş olan nefes veya üfleme ile, insan zamansız ve mekansız olan Zat’ın yani
İNSHU’nun zulmet perdelerini yırtmasına müsaade eder. Ve böylelikle uzun riyazet ve
mücahede zamanını atlayarak başlangıcın’da başlangıcı olan’a ulaşılmış
olur. Resule bağlı kalındığı ve O daima sevildiği müddetçe, İNSHU’nun ilham ve
şüunat’larına, vede feyz-ü bereket’lerine kavuşulmuş olur. En kısa zamanda
şeriatın hakikatine ulaşılmış olur, artık ibadet ve taat’ler zevk haline
gelmiştir, insan daimi zikre ulaşmış olur. İnsanlar için bundan büyük nimet olamaz
resul’e ulaşamayan hiç kimse Cennete giremez. Resul’ler gözcülerdir, onlar
Allah.cc’ın gözleridir. Resule ulaşamayan hiç kimse, Kuran’ın ve kendinin
hakikatını bilemez, Secde etmenin ve Namazın mahiyetini hiç bir zaman anlayamaz, bir
ömür boşa gitmiştir. Şeriat-ı Garra, İNSHU’nun koruyucusu ve bekçisidir,
Resul’ler Şeriat ile gelirler, Şeriat ile hükmederler ve Şeriat’i emrederler.
Çünki İNSHU en mükemmel şekilde Şeriat ile korunulur. Resul’e ve İNSHU’ya
ulaşamayan Şeriat’i tamalamış sayılmaz İnsan’lar İbadet ve Taat’ler ile, sona
çok yaklaşmış ve sona çok az bir şey kalmış olsa bile, bu İNSHU hakikatını
anlamadıkları, tanıyamadıkları için, Din-i İslam’ı tamalamış değillerdir,
çünkü istenilen hedefe varılmamıştır. Fakat ne mutlu O Resul’e ulaşanlara’ki,
kurtuluşa ermişlerdir, bu onlara Allah.cc’ın fazlından’dır. İnsanlar resul’u
tanımakta şüpheye düşebilirler, bilinmelidir’ki resul’e ulaşmaktaki maksat
insanların kendi özlerindekini, kendilerine ispat ettirmekten başka bir şey değildir
yani resul seni, sana davet eder. Hakikat’ı ispat ise görmek ile olur, akli
deliller’le veya mantık yürütmek ile kabul edilen bir Allah.cc değil’de pozitif
bir bilgi olacak olan gerçek görüş sahibi bir mümin olmanızı istemesidir, ve
insanlara bu yolu gösterip öğretmesidir. İnsanlar’ın kendilerin’de, yani
ayn’larında tecelli edecek olan Allah.cc’a iman etmelerini önerir. İNSHU Tüm
insanlığın TEK Ruhudur...Devam
>> |